TAYYİP ERDOĞAN IN ÇILGIN PROJESİ
FİKİR GÜZEL AMA.....
Sayın Başbakan İstanbul un Trakya bölgesinde kazılara başlayacağını ve yer altındaki çanak- çömleği !!! çıkarıp kanal yapıp İstanbul da bir ada meydana getireceğini anlattı. 'Artık İstanbul umuzun bir adası ve iki yarımadası olacak ve iki ayrı denize sahip olacak' dedi. Maliyet aşağı yukarı 30 milyar dolar..
 |
1994’te Ecevit ortaya attı, manşetlere ‘mega proje’ diye yansıdı
Hürriyet.com 29 Nisan 2011
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dün açıkladığı “Kanal İstanbul” projesini, 17 Ocak 1994’te o dönem DSP Genel Başkanı olan Bülent Ecevit’in gündeme getirdiği ortaya çıktı. Ecevit, dönemin DSP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Necdet Özkan’la düzenlediği toplantıda projeyi “İstanbul Kanalı Projesi” adıyla tanıtmıştı. |
Tarihte de İstanbul da ada yapmak, iki boğaz yapmak, üçe bölmek gibi fikirler ortaya atılmış... Herşey güzel ama...
TRAKYA BÖLGESİ FAY DOLU...

Yapılacak olan kanal tam Avcılar ile İğneada arasındaki çizgiden geçiyor. 1999 depreminin merkez üstü İzmit olmasına rağmen , İzmit in 105.5 km uzalıkta bulunan Avcılar semti ise depremden en çok zarar gören bölgelerden birisi olmuştur. Ancak İzmit-Avcılar düzergahındaki başka semtler daha az hasar görmüşlerdir. Prof Dr Erkan Gökaşan gibi bazı yer bilimcileri 17 Ağustos depreminde kırılmanın sadece Düzce - Hersek arasında değil ayrıca Düzce - Avcılar arasında da olduğunu düşünüyorlar. Eğer bu düşünce gerçek ise o zaman Avcılar - İğne ada arasıdnaki fay hattı Kuzey Anadolu fay hattının bir parçasıdır. Yani kanal projesi için büyük bir tehlike oluşturmaktadır. 
Haberler... 27 Nisan günü açıklanmayan projelerden bazıları.
1-TELEFERİK PROJESİ
“İstanbul için iki önemli projemiz var. İlki teleferik projesi. İki yakayı teleferikle birleştirmeyi düşünüyoruz.”
Teleferik projesi...
2- YAPAY ADALAR
“İkincisi ise, İstanbul’un her iki yakasında ada inşa etme projesi, Ada projeleriyle ilgili olarak üniversitelerden görüş istedik, çalışmalarda bulunduk. Bu adalardan birini Küçükçekmece kumsalının dışına yapmayı düşünüyoruz. Diğerini de Maltepe ile Kartal arasına. Büyük adalar olacak. Eğlence ve aktivite adası. Her şeyi içinde olan, toplantıların, mitinglerin yapılabileceği adalar olacak. Çocuklar için de etkinlikler bulunacak. Dubai’deki gibi değil. içinde aktivite merkezinin yer alacağı adalar olacak.” Topbaş’ın anlattığı “Yapay ada” projesi, Başbakan Erdoğan’ın benzer sözlerini de akıllara getirdi. Erdoğan, geçtiğimiz dönemde Dubai’ye yaptığı bir ziyaretten dönerken, uçaktaki gazetecilere, Dubai’nin ünlü Palmiye Adası’nın turizm ve eğlence merkezi olarak sağladığı katkıyı dile getirmişti. Erdoğan, “Denizi doldurmak, yeni fırsatlar yaratıyor” diyerek Palmiye projesini övmüştü.
(Benim notum ; Dubai borçlar içerisinde battı)
İSTANBUL’DA LALE ADA
Tüm bu ipuçları ve Hıncal Uluç’un, “çılgın proje”yi överken, dünya kamuoyuna anlatılmasına dikkat çekmesi, akla Dubai benzeri bir projenin İstanbul’a düşünüldüğünü getirdi. Eğer bu proje İstanbul’da, Dubai’de olduğu gibi palmiye şekli yerine “lale” veya herhangi bir başka Türk motifi gibi gerçekleştirilirse, böyle bir yatırımın dünya çapında olacağı açık.'' diye yazıyor bazı basın mensupları.

Yukardaki 'En az 12 fay var' haritasında görüldüğü gibi bu adacıklar ve üzerinde inşa edilmesi düşünülen binalar olası bir 7.2 kuvvetindeki depremden sonra ne halde olacaklarını şimdiden düşünmek bile istemiyorum.
SEÇİM ÖNCESİ ŞOVU !
Gelelim projelere. Evet ben de biliyorum ki sayın Erdoğan İstanbulu çok fazla seviyor. Her ne kadar bu projeler sevgisinin bir eseri olarak gözükürse de, şahsen ben bir seçimlerde oy rantı olarak görmekten kendimi alıkoyamıyorum. Bence kendileri bu projeyi hazırlamak için çok zaman sarfetmediler. Zaten Ecevit yazmış, çizmiş. Ayrıca Osmanlı zamanında bile böyle projeler konuşuluyormuş. Ayrıca 27 Nisan tarihinde tam yer de göstermedi.. Bahane olarak da 'mahkemeler başlarmış, orada yaşayan halk zorluk çıkarırmış fialn.' Ben bu projeyi seçim propagandası olarak görüyorum, çünkü bir basit videodan başka bir olay yok ortada.
DÜNYANIN EN GÜZEL ŞEHRİ.... İSTANBUL
Ancak bir İstanbul aşığı olarak böyle bir film gördüğümde çok sevinirdim. Moda da doğdum, hem de Moda caddesinde özel bir klinikte dünyaya geldim. 50 lerde zaten dünyanın en güzel şehri olan İstanbul un Moda semti de İstanbul un en güzel semtlerinden birisiydi. İstanbul un modernleşmesi, hatta eski İstanbul ve yeni İstanbul diye ikiye ayrılması da beni çok memnun eder.
Ancak sinemayı terk ettiğimde de ''Eeee ülkenin gerisi ne olacak ?'' diye kendi kendime sormaya başlardım. Keşke bu gibi projeler bütün illerde olsaydı.
Bu emperyalist bir proje. Sosyal değil.
Ayrıca çok basit bir zihniyete dahi sahip olsaydım dahi, gene de böyle çok büyük bir deprem beklenen bir şehirde bu projelerin ne kadar gerçekçi olabileceğini iki kez düşünürdüm.
''Faylardan uzak, merak etmeyin!!'' diyor sayın başbakan ve etrafı. Sanki faylardaki stresten sonra meydana gelecek olan olası 7.2 kuvvetindeki deprem sadece fay üzerindeki konutları yerle bir ediyormuş gibi.. 1999 senesinde Avcılar ı çok çabuk unuttular.
Bir depremin titreşimleri yerin derinliklerinden geçer. Bilim adamları, bunlara şok dalgaları derler..Ya da sismik sözcüğü, Yunancada ''titreyen Dünya'' anlamına gelen 'seısmos' sözcüğünden türetilmiştir. Deprem odağından yayılan farklı türdeki şok dalgaları, içinden geçtikleri kayalarda değişik titreşimler oluştururlar.
Şok dalgalarının başlıca iki türü primer 'P dalgaları' (birincisi) ve sekonder 'S dalgaları' (ikincil) olarak adlandırılmıştır. P dalgaları içinden geçtikleri kayaları sıkıştırır ve gerer. S dalgaları, kayaları hem yukarı-aşağı, hem de iki yana doğru hareket ettirir.
Yüzey dalgaları adı verilen diğer türdeki dalgalrının da değişik sarsıntı yaratıcı etkileri vardır. Bunlar her depremde görülmez. Ancak görüldüklerinde, deprem merkezine çok uzak yerlerde bile hasara yol açabilirler. Ayrıca eğer depremin merkezi sadece 5 veya 10 km derinlikte olursa şiddet o denli daha fazla olur. Yani enerji çıkışı daha siddetli olur. Avustralya daki Christchurch depreminde, depremin merkezi sadece 4 km derinlikte olduğundan sadece fayın üzerinde değil faydan 10 km uzaktaki evleri bile yıktı. Daha doğrusu darmadağan etti. Bütün bunlara ilaveten bir de İstanbul daki yapılanmayı ve binaların sağlamlıklarını ilave edersek bu projenin İstanbul a karşı bir ''cinayet'' işlendiğini anlarız.
1989 Loma Prieta depremi...
17 Ekim 1989 tarihinde 6.9 kuvvetindeki depremin merkezi Santa Cruz dağlarında olmasına rağmen en büyük hasar ise Watsonville şehri ile 100 km lik mesafedeki San Frasisco da meydana geldi. Binalar büyük derecede hasar görürken, yüzlerce ev yıkıldı. 66 kişi hayatını yitirdi.

Resmi büyütmek için üzerine basınız
DEPREM GERÇEĞİ
Bir araştırmada görev alan uzmanlar, olası bir Istanbul depremiyle ilgili son zamanlarda yapılan açıklamaların gerçegi yansıtmadığını, özellikle de Prof.Dr. Aykut Barka'nin öne sürdügü gibi, kırılmaların birden fazla olmadığını, Marmara fayında iki kırılma olacağını belirtiyor ve bu
nedenle kırılmaların şiddetli olacağını söylüyor. Prof. Xavier Le Pichon başkanlığında yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, Istanbul'da olası bir depremin bölgelere göre büyüklügü şöyle saptanıyor:
-Kadiköy (Merkez üssüne uzakligi 26 km): 6 şiddetinde sarsılacak.
-Eminönü (Merkez üssüne uzakligi 16 km): 9 şiddetinde sarsılacak.
-Fatih (Merkez üssüne uzakligi 14-15 km): 9 şiddetinde sarsılacak.
-Zeytinburnu (Merkez üssüne olan uzakligi 12 km): 9 şiddetinde sarsılacak.
-Bakirköy (Merkez üssüne olan uzakligi 10 km): 9 şiddetinde sarsılacak. (Bazı yerler 10 şiddetine maruz kalabilir)
-Avcilar (Merkez üssüne olan uzaklığı2 km): 9 şiddetinde sarsılacak.
(Bazı alanlar 10 siddetine maruz kalabilir)
-Küçükçekmece (Merkez üssüne olan uzaklığı 14 km): 8 şiddetinde sarsılacak.
-Büyükçekmece (Merkez üssüne olan uzakligi 15.5 km): 8-9 şiddetinde sarsılacak.
-Silivri ve Çatalca: 7 siddetinde sarsılacak.
Prof. Sengör, "Marmara
Denizi'nde ana fayin tek parça oldugu belirlendi. Ancak ana fayın güneyinde de büyüklügü 7'nin üzerinde depremlere yol açacak faylar var. Bu faylar tsunami yaratacak faylar. Bunlar Çınarcık ile Armutlu arasında" dedi
ODTÜ ve Güney California üniversiteleri işbirligiyle yapilan
araştırmalarda ortaya konan senaryolara göre, Marmara'da 4 metre ve daha
yüksek tsunami dalgaları oluşabilir ve bunlar 5 dakikada karaya ulaşabilir.
Son bin yilda Marmara'da 11 tsunami olayının meydana gelmiş olduğunu anlatan
bilim adamları, "17 Agustos'ta meydana gelen 2.52 metrelik tsunami ile bu
sayı 12'ye yükselmiştir" diye konuştu.
İŞTE BAŞBAKANIMIZ PROJESİNİ AÇIKLIYOR
Avrupa yakasındaki zemin, Asya tarafındaki zeminden daha tehlikeli.
Alüvton ve dolgu alanlar Avrupa yakasında çok daha fazla. Bak İstanbul Büyükşehir Belediyesi makalesi
İstanbul jeolojik haritası için burayı tıklayın
ECEVİT İN PROJESİ

ECEVİT TEN ÖNCE...
Şu Çılgın Osmanlılar
27 Nisan 2011
Başbakan Erdoğan merakla beklenen ‘çılgın’ projesi, Kanuni'nin veziri Sokullu Mehmet Paşa'ya ait.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Kanal İstanbul” adını verdiği çılgın projesini bugün açıkladı. Proje gerçekleşirse, İstanbul içinden deniz geçen iki şehre dönüşecek. Avrupa Yakası'nda Karadeniz ile Marmara arasında bir kanal açılacak.
Proje Sokullu Mehmet Paşa’nın
Sokullu Mehmet Paşa(d. 1505 - ö. 1579), Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı Donanması’nın Kaptan-ı Deryalığı ve yine Kanuni Sultan Süleyman, 2. Selim ve 3. Murat devirlerinde toplam 14 yıl, 3 ay, 17 gün Osmanlı İmparatorluğu’nun sadrazamlığını yapmıştı.
Kanuni Sultan Süleyman’ın son veziriazamı olan Sokullu hem Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede bulunduğu dönemi simgelemesi itibariyle hem de icraatları, projeleri ve kişiliği nedenleriyle en büyük Osmanlı sadrazamlarından biri kabul edilir. İki metreyi aşan boyu ile aynı zamanda en uzun boylu Osmanlı sadrazamı idi.
Projeleri
Sokullu Mehmet Paşa’nın en büyük projesi Karadeniz’i Hazar denizine bağlama projesiydi. Sokullu’ya göre, Don ve Volga Nehri arasında bir kanal açılarak Osmanlı donanmasına Hazar Denizi yolu açılabilirdi. Tarihçilere göre bu proje gerçekleşseydi Rus Çarlığı bu kadar güçlenemez ve Osmanlı Devleti de uzun yıllar yaşardı. Bu projenin yapımı için gerekli işgücü seferber edildi, ancak hava şartları nedeniyle çalışmalar sürdürülemedi.
Sokullu’nun diğer projesi ise Süveyş Kanalı'nın açılmasıydı. Süveyş Kanalı düşüncesiyle ön adım olarak Sudan zapt edildi. Ancak bu proje de sonuca ulaşamadı.
Sokullu’nun diğer projesi olan İstanbul’a ikinci boğaz projesi ise, İzmit Körfezi’ni Sapanca Gölü ve Sakarya Nehri üzerinden Karadeniz'e bağlanmasıyla oluşacaktı. Bu kanal aynı zamanda İstanbul boğazına alternatif bir boğaz meydana getirecekti.
Derya Demirel - Antigazete.com
Çılgın Proje Türk Devleti'nin ulusal güvenliği için son derece ağır bir tehdittir.
KANALİSTANBUL VE ULUSAL GÜVENLİK
ARDA MEVLÜTOĞLU
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Çılgın Proje" olarak adlandırılan iddialı projeyi bugün gösterişli bir basın açıklaması ile kamuoyu ile paylaştı.
askerhaber.com
Projenin adı Kanalİstanbul; İstanbul'un Avrupa yakasına açılacak ve Karadeniz ile Marmara Denizi'ni bağlayacak bir suyolu.
Kanalİstanbul Projesi'nin, ulusal güvenliğimiz için büyük bir tehlike içerdiğini düşünüyorum. Bu tehdit, kanalın Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgisinden kaynaklanmaktadır.
Montrö, İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın ve dolaylı olarak Karadeniz'in güvenliğini güvence altına alan bir sözleşmedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde inşa edildiği en temel anlaşmalardandır.
Bu sözleşme, boğazlardan askeri ve sivil gemilerin geçişlerini ve boğazların güvenliğini düzenler.
Montrö'ye göre, Karadeniz'e kıyısı olan ve olmayan gemilerin askeri gemilerinin geçişleri belli koşullara bağlanmıştır.
Karadeniz'e kıyısı olmayan bir ülkenin harp gemisi, Boğazlar'dan, önceden izin almak kaydıyla geçebilir ancak Karadeniz'de 21 günden fazla kalamaz.
Karadeniz, Avrupa ve Asya'yı hem kuzey-güney hem de doğu - batı istikametlerinde kontrol eden ayrıca Hazar Havzası ve Kafkaslar'ın geçidi konumunda, son derece stratejik bir denizdir.
Karadeniz'e hakim olan güç, Avrasya'nın giriş kapısının anahtarını elinde bulundurur; Hazar ve Kafkaslar coğrafyalarını doğrudan kontrol edebilir.
Montrö ile Türkiye, hem Soğuk Savaş döneminde SSCB'ye, hem de Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD ve Rusya'ya karşı son derece güçlü bir hale gelmiştir. Öte yandan SSCB'den sonra Karadeniz Donanması'nın çürümesi ile birlikte Karadeniz'in tek hakim gücü haline gelmiştir.
Avrasya coğrafyasının. özellikle Kafkas ve Hazar bölgelerinin stratejik öneminin artması ile, ABD'nin bölgede hakimiyet kurma çabaları artmıştır. Renkli devrimler, eski Doğu bloku ülkelerinin NATO üyelikleri ve enerji nakil hatları vasıtası ile bölgeye giriş yapmıştır. Romanya, Bulgaristan, kısmen Ukrayna ve Gürcistan kendi saflarına çekilmiştir.
Ancak Montrö'den dolayı ABD, bölgede kalıcı bir askeri varlık bulunduramamaktadır. Zira denizler yüzyıllardır kuvvet aktarımının (force projection) esas ortamı olmuştur.
ABD ve küresel enerji devleri yıllardır Türkiye'ye, Montrö'nün hükümlerinin bükülmesi veya değiştirilmesi yönünde çok yoğun baskılar uygulamaktadır. Türkiye bu baskılara şimdiye kadar çok başarı ile direnmiştir.
Hatta Türkiye, karşı hamle olarak önce Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı inisiyatifini, ardından da BlackSeaFor görev gücünü kurmuş, tüm dünyaya, özellikle NATO ve ABD'ye "Karadeniz'in güvenlik ve istikrarını biz sağlıyoruz, yabancı bir güce ihtiyaç yok" mesajı vermiştir.
BlackSeaFor NATO içinde kısmen takdir edilirken, sürpriz olmayan bir şekilde ABD ve Gürcistan'ın tepkisi ile karşılaşmıştır.
Türkiye'nin, BlackSeaFor'u kuran stratejik zekası çeşitli operasyonlar ile derdest edilmiş, bu stratejik vizyonu kuran ve Montrö'nün en ön saftaki savunucusu olan Türk Deniz Kuvvetleri, komuta kademesinin büyük kısmının alaşağı edilmesi ile pasifize edilmiştir.
Kanalİstanbul hayata geçtiğinde, bu kanaldan yapılacak deniz trafiğinin hukukî düzenlemesi için Montrö'nün tartışılması ve masaya yatırılması gündeme gelecektir. Türkiye, üretime dayalı olmayan ekonomisi ve kaynak bakımından bağımsız olmayan askeri gücü ile ulusal çıkarlarını sonuna kadar ABD, NATO ve küresel enerji devlerine karşı savunabilecek konumda değildir.
Montrö'nün masaya yatırılması demek, doğrudan Montrö'nün, ABD, NATO ve küresel enerji devlerinin istekleri doğrultusunda değişmesi anlamına gelecektir.
Bu ise, Karadeniz'deki Türk hakimiyetinin sona ermesi, bölgedeki ülkelere yerleşmesi önünde bir engel kalmayacak ABD donanması ile karşı karşıya gelinmesi riski, Karadeniz, Kafkaslar ve Hazar'ın jeopolitik denklemindeki ağırlığın kaybedilerek ulusal güvenliğin son derece vahim bir tehdit ile karşılaşması sonuçlarını doğurabilecektir.
Kanalİstanbul Projesi, Türk Devleti'nin ulusal güvenliği için son derece ağır bir tehdittir.
Prof. Dr. A. Cemal Saydam, ÇILGIN PROJE VE GERÇEKLER
Beni bu köşede hep tozların etkileri veya meteoroloji ile ilgili haberler ile tanıdınız. Ama benim asıl uzmanlık alanım deniz bilimleridir. Uzmanlığım da Türk Denizleri özellikle de Marmara Boğazlar ve İstanbul Haliç'i dir. Yani bu konularda uzmanım, konuşabilirim hem de göğsümü gere gere.
Şimdi gelelim en son proje önerisine.
Size çok basit dilde anlatayım.
Karadeniz'i bir tatlı su havuzu olarak düşünün. Nedeni de basit çünkü bu havuza giren tüm sular (nehir veya yağmur suyu) tatlı su. Peki o zaman Karadeniz neden tatlı su havuzu değil?
Çünkü Çanakkale ve İstanbul Boğazı altından gelen ve belirli eşikleri belirli rüzgar koşulları altına aşan tuzlu ve de dolayısı ile yoğun Akdeniz suları Karadeniz’i bugünkü tuzluluk seviyesine getirdi. Geçmişi o kadar da taze ki en son hali 3500 senelik ve bildik tarihi de 12.000 senecik.
Durduk yerde neden Karadeniz havuzu diyorum değil mi? Karadeniz'i az tuzlu bir havuz diye düşünün hem de Akdeniz'den ortalama 30 cm yüksek. İşte bu nedenle bu havuzun fazla suyu Boğazlardan akar durur ama havuza giren su belli ve doğanın açtığı bu kısıtlı musluktan çıkan su belli. Yani Karadeniz havuzunu boşaltan bir musluk vardı. Ama doğanın yarattığı bir musluk ve dengesini ancak son 3500 senedir sürdüren bir musluk.
Şimdi siz bir ikinci musluk takmayı planlıyorsunuz hem de 25 metre derinlikte, yani musluk sadece Karadeniz'in suyunu Marmara'ya akıtabilecek ama alttan girmesi gereken su bu yeni kanala giremeyecek. Doğanın dengeleri bozulacak ve ne olacak?
Ne olur biliyormusunuz, ah keşke bilebilsek.
Ama her ne olursa hiçbir zaman geri dönüşü olmaz, doğal dengeler bozuldu mu geri dönüş maalesef yok.
Akıl mantık basit. Havuza takılı bir musluk vardı şimdi ikinci musluğu takmayı planlıyorsunuz. Eh iyi de havuza gelen su miktarı artmayacak ki. Yani Tuna, Dinyeper Dinyester siz musluk taktınız diye debisini arttırmayacak ki?
Diğer bazı kanalları örnek göstermek demek Karadeniz'in Marmara'nın oşinografik gerçeklerini bilmemek demektir. Böyle bir sisteme sahip bir deniz yerkürede yok, sadece bizde ama değerini bilirsek elbette.
Ben talebelerime derslerde Marmara'yı anlatırken onu sağlıklı Akdeniz ve sağlıksız Karadeniz'in astımlı doğan çocuğu derim. Yani doğuştan solunum zorluğu çeken bir deniz ve de dikkat edilmesi şart olan bir deniz.
Onu kurtaran Karadeniz'den gelen ve jet akım halinde Boğazdan Marmara'ya çıkan ve 25 metrelik üst tabakayı 3 ayda bir değiştiren Karadeniz suyu. O çıkışta öyle harika işler yapıp alt tabakadaki suyu yukarı çekiyor ki sormayın gitsin. Marmara'ya oksijen pompalayan ise Çanakkale'den gelen alt su. Takın bu sisteme tek taraflı bir musluk ve seyreyleyin olacakları.
Ben karada olacaklardan bahsetmiyorum denizdekiler benim uzmanlık alanım.

Başka tarafları da var elbette bence bu proje hiçbir zaman yapılamaz çünkü sınır aşan sular gibi sınır aşan deniz bu, debisi ile rejimi ile oynayamazsınız. Şimdi Almanya Avusturya Tuna'üzerinde muazzam bir baraj kursa suyu akıtmasa ne olur. Karadeniz'in felaketi olur. Altta verilen su bütçesi alt üst olur.
Kiminiz bu hoca da her şeyi biliyor demişsinizdir. Ama ben aşağıda verilen ve Marmara Denizinin bütçesini çıkartan ekibin parçasıydım. İstanbul Boğazının altını 4 defa al bayrak rengi kırmızıya boyayan (Rhodamin boyası ile) ekibin başı idim.
Yani İstanbul Kanlizasyon Deşarj projesinin gerçekleşmesinde, Haliç'in temizlenmesinde emeğim, alın terim çoktur. Ve de dediklerim doğrudur.
Havuza ikinci musluk takarken havuzun daha hızlı boşalacağını da hesaplamalısınız öyle iki mimara ısmarlama ile olmaz bu işler. Keşke iş, en boy yükseklik ve debi ile hallolabilseydi. Ben size hemen şimdiden diyeyim.
Ben size hemen şimdiden diyeyim. Karadenizin su rejimini değiştirirseniz size hesap sorarlar daha da dos doğrusu yaptırmazlar. Hani neden boğaza köprü yaparken 64 metre yapmak zorunda kalıyoruz, 50 yapsak neden olmuyorun cevabı gibi.
İşte aşağıda Marmara’nın su ve tuz bütçesi, öyle şappadanak ortaya çıkan bir şey değil, kaç kişinin alın teri var ve bu sistemi sürdüren yegane güç Karadenize giren ama sadece Boğazdan çıktığı hesap edilen tatlı su. O da %95 Tuna suyu, yani Tuna'nın debisi bizim için hayati öneme sahip. Siz durduk yerde Karadeniz havuzuna giren tatlı suyun debisini arttırmadan havuzu tek muslukla boşaltmak yerine bir musluk daha takarsanız sistem alt üst olur.

Aslında bunu anlamak için ne bilim adamı olmak gerek ne de alim, basit havuz problemi hani şu ilk okul çocuklarına çözdürülen cinsten.
Saygılarımla,
Prof Dr A. Cemal Saydam
ODTÜ Erdemli Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi(Emekli)
Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi
TEPKİLER (gazetelerden)
PROF. DR. AHMET VEFİK ALP:
Olumlu bulup destekliyorum. Ancak bazı çekincelerim var. İnsanların tepkisi özellikle bölgede yaşayanların reaksiyonları ölçülecek. Böyle bir doğaya bu kadar ciddi bir müdahale yapılacaksa çok derinlemesine çalışmak gerekir.
KABUS ŞEHİR OLUR
Ben İstanbul'un daha fazla büyütülmesini tehlikeli buluyorum. Bu proje yeni inşaat alanları açmasın diyorum. Çok ciddi bir girişim. Doğa sonra çok ciddi tepkiler verebiliyor. İstanbul'un daha çok büyümesi çok tehlikesi
Kuzeyde görülen son akciğerlerde yok olacak. Mevcudu korumak gerekir. Bu gibi projeler İstanbul'un büyümesini tetiklememeli. Başbakan'da seçim heyecanı da var tabii. Bu süreç doğru işlenmezse İstanbul 30 milyona dayanır ve İstanbul kabus şehir olur. Yaşanmaz, yer bulunamaz, güvenliği sağlanamaz bir şehre dönüşürüz.
Şehir Plancıları ve mimarlar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı "Çılgın Proje"yi değerlendirdi. Başbakan’ın açıkladığı projeyi nitelik ve kapsam bakımından yetersiz olarak nitelendiren şehir plancıları, projeyi bilimsel araştırmalardan yoksun ve seçime hazırlık olarak yapılan bir seçim çalışması olarak değerlendirdi.
MİMARLAR BEĞENMEDİ
Başbakan Erdoğan’ın "Kanal İstanbul" adını verdiği "Çılgın Projesi" şehir plancıları ve mimarlardan not alamadı. Karadeniz ile Marmara denizi arasında yaklaşık 45 ile 50 kilometre arasında bir kanalın yapılmasının öngörüldüğü yeni projeyi ANKA’ya değerlendiren şehir plancıları projenin "seçime hazırlık" amacıyla yapıldığını söyledi.
-"BU PROJE, TÜM DOĞAL KAYNAKLAR İLE KÜLTÜR VARLIKLARINI YOK EDER"-
Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu, projenin Başbakan Erdoğan’ın da söylediği gibi "çılgın" nitelikte bir proje olduğunu söyleyerek, projede finansman olarak ise yeni bir kent kurulması ve buradan elde edilecek rantların gösterildiğini savundu. Silivri-Çatalca hattında kurulması öngörülen yeni kent ile birlikte nüfusun artacağını ve bu bölgenin tüm doğal kaynakları ile kültür varlıklarının yok edileceği öngörüsünde bulunan Muhcu, bu projenin birinci sınıf tarım arazileri ile su kaynaklarının yok olması anlamına geleceğini söyledi.
Kanalın yapılacağı yer ile ilgili olarak iki yıl sürecek bir çalışmanın yapılmasının öngörüldüğünü söyleyen Muhcu, "Bilimsel herhangi bir araştırma yapılmamış. Proje açıklanmadan önce bilimsel verilerin ortaya konması gerekirdi. Anlaşılan o ki Başbakan seçime hazırlık yapıyor. Bugün siyasal bir kararı tartışıyoruz" dedi.
-"PROJE YARATACAĞI SONUÇLAR AÇISINDAN SON DERECE ZARARLI BİR PROJE"-
Muhcu, bu tür proje kararları alınırken şehircilik, sosyal ve ekonomik faktörlerin temsilcilerinin görüşünün alınması gerektiğini söyleyerek, "Bu projenin en önemli sorunlarından bir tanesi maliyet. Teknik verileri açıklanmadığı için, bir araştırma analiz yapılmadığı için şu anda bir maliyet çalışması yapmamız söz konusu değil. Bu proje açıklanırken bu projenin maliyetinin hesaplanıp açıklanması gerekirdi" dedi.
Projenin yaratacağı sonuçlar açısından "son derece zararlı" bir proje olduğunu savunan Muhcu, "Projenin süresi diye bir şey de gündemde değil. Projenin, bölgedeki son derece değerli kamusal alanlardaki ranttan finanse edilmesi bekleniyor" diye konuştu.
-"DEĞERLİ SU HAVZALARINI TEHDİT ALTINA ALACAK BİR PROJE"-
Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Emine Girgin, 3’ncü köprü ve Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı projenin kuzey ormanları için büyük bir tehdit olduğunu iddia ederek, "Bu projenin amacını da anlayabilmiş değilim. Kente güzellik mi katacağı düşünülüyor? İstanbul’un daha fazla kalkınmaya ihtiyacı yok. Proje ile İstanbul’a daha fazla insanın taşınması hedefleniyor. Zaten İstanbul şuanda yaşanılabilir sınırların çok çok üzerinde. Şehir yaşanılabilir sınırları zorluyor. Bu şehre yeni ulaşım yerlerinin yapılmaması gerekiyor. Çünkü her yapılan beton yapıtlar şehir dokusuna zarar veriyor" dedi.
Proje kapsamında hangi güzergahlarda çalışma yapılacağının tam olarak açıklanmadığını ifade eden Girgin, "Proje eğer var olan su havzalarından su almayı kapsıyorsa, çok değerli sularında tehdit altına alınabileceği bir proje olabilir. Bu şehrin kuzeye doğru genişlemesi şehirde yaşanılabilir sınırların aşılması anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.
-"HİÇBİR UZMAN GÖRÜŞÜNE YER VERİLMEMİŞ"-
İstanbul Çevre Federasyonu Konseyi Başkanı Tunay Gürsel, Başbakan Erdoğan’ın projenin hayata geçirileceği güzergahları gizli tutmasını eleştirerek, Başbakan’ın proje hakkında kapsamlı bir çalışma ortaya koymadığını söyledi. İstanbul’da bir çalışmanın yapılması için çevresel etki değerlendirme biriminden bu konuda çevre raporu alınması gerektiğini söyleyen Gürsel, "Bazı kamu ve kurumlar buna gerek duymadan projeyi yapıyor ve uyguluyor. Bu kuruluşların dışında Şehir Plancıları Odası Türkiye Mimarlar Mühendisler Birliği’nin bu projeyi nasıl değerlendireceği de önemli. Ama anlaşılan o ki hiçbir kesimin görüşü, bu proje hazırlanırken alınmamış" dedi.
İSTANBUL SERBEST MİMARLAR DERNEĞİ BAŞKANI OĞUZ ÖZTUZCU:
Bu kanalın şehre getireceği etkiler önemli unsur. Soru işareti Karadeniz’den giriş olacka. İstanbul’un ormanlarının ve su havzalarının bulunduğu bölge. Bunun mutlaka etkisi olacaktır. Bu kontrol altına alınacak mı? Bu meçhul. Elimizde plan yok. Nereden geçtiği, ne olduğu hakkında elimizde bilgi yok. Projenin çıkış noktası mantıklı ama soru işaretleri var.
İSTANBUL UMUM EMLAK KOMİSYONCULARI ODASI 2. BAŞKANI NİZAMETTİN AŞA
Başbakan iki yarımada bir ada olacak. Anadolu Yakası’nda ada oluşacak dedi. Böyle bir ifade bence batıyı işaret etmez. Lokasyon olarak ben daha doğuyu düşünmeye başladım. Emlak piyasası açısından önemi Kanal İstanbul’un kentsel dönüşüme büyük etkisi olacağını söyledi Başbakan.
Bu çok büyük bir emlak hareketine neden olacak. Bunun hangi açısından bakarsanız bakın o bölgede çok büyük emlak hareketi olacak. Ve bu spekülasyona çok açık. Spekülatif hareketler hemen başlayacaktır. Bunun önlenmesi gerek şimdi. Bunun bir de çevresel yönü var. Batıdan da doğudan da geçecek olsa simülasyondaki alan ormanlık araziyi işaret ediyor. O bölgede mutlaka ağaçlıklı yapı sözkonusu. Bunun korunması çok önemli. İşgal ve gecekondulaşmanın o bölgedeki çok önemli.
Bunu bilen planlayan kim varsa üzerine baskı oluşacaktır. Bunun bir de çevresel yönü var. Batıdan da geçecek olsa, doğudan da geçecek olsa. Videoda gördüğümüz gibi ormanları gösteriyor. O bölgede mutlaka bir ağaçlık yapı söz konusu. Bunun korunması çok önemli. Bu bölgedeki işgal ve gecekondulaşmanın önlenmesi çok önemli.
Bu çok büyük bir emlak hareketine sahne olabilecek bir proje. Vatandaşlar dikkatli olsa da zaten oraya bir akın başlayacak.
İSTANBUL ŞEHİR PLANCILARI ODASI BAŞKANI: TAYFUN KARAMAN
Bu bir çılgın proje mi, evet çılgın proje ve dünyayı ilgilendiriyor. Lozan'ı yeniden yazmak gerekiyor. Proje alanı olarak Avrupa Yakası'nda yeni bir alan olacak ve yeni bir yerleşim alanı yaratılacak. Ayrıca bu proje bir havalimamı ile ilişkilendiriliyor. Bu durumda projenin Silivri civarında olacağı söylenebilir. Güzergah olarak Terkos ve Büyükçekmece aksı birleştirilebilir. Topografik olarak Hadımköy ve üstü böyle bir kanal geçişine imkan verir. Oradaki vadi bu anlamda bu proje için uygun gözüküyor.
MÜSİAD GENEL BAŞKAN BAŞKAN YARDIMICISI MİMAR MURAT KALSIN:
Çılgın projenin kesin olarak nerede yapılacağı konusunda elimizde kesin veri yok ama çok da fazla alternatif yok. Daha önce gündeme gelen Haliç olmayacak. Haliç'in uzatılması söz konusu değil. Burada amaç Boğaz'ı korumaksa zaten Haliç doğru yer değil. Büyükçekmece ve Terkos Gölleri birleştirilip Karadeniz'e açılabilir.
Bu durumda şehrin yoğunlaşması batıya kaymış olacak. Ayrıca şehrin ikiye bölünmesi de söz konusu. Ama göç artabilir bu bölgeye. Bir de Marmara'da ciddi bir fay hattı var. Bu fay hattı, depremde tsunami olduğunda 150 metre genişliğindeki bir kanalda ciddi riskler ortaya çıkarabilir. nedenle 2 yıllık etüd süresinde çok iyi çalışmalar yapılmalı ve siyaseti düşünmeden herkes bu projeye katkı vermeli.
İSTANBUL MİMARLAR ODASI:
İstanbul Mimarlar Odası Sekreter Üyesi Sami Yılmaztürk bugün depremi bekleyen İstanbul için hazırlanan kanal projesini 'Şaşırtıcı bir proje' olarak değerlendirdi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Topbaş'ın İstanbul'un yüzde 60'ının deprem tehdidi altında olduğunu geçtiğimiz günlerde açıkladığını hatırlatan Yılmaztürk, Türkiye'nin kaynaklarının gerçekçi olmayan bir projeye harcanacağını açıkladı. Yılmaztürk şöyle devam etti:
"BU proje ile ilgili bütün uzmanlardan görüş alındığını sanmıyorum. O bölgede ormanlar ve su havzaları yok edilecek. Bölgenin milyonlarca yılda oluşmuş yapısını bozacaksınız. Kaldı ki İstanbul'un böyle bir projeye ihtiyacı var mı? Gerçekten sorgulamak gerek. Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı haliyle 150 metre genişliğinde bir kanaldan iki büyük geminim yanyana geçmesi imkansız. Bu konuda denizcilerden de bilgi alınmış olsaydı bu gerçeklere göre bu projenin yapılamayacağı anlaşılırdı."
O TOPRAKLA KAPATACAK ÇUKUR İSTANBUL'DA YOK
Harfiyat ile ilgili de açıklamalar da yapan Yılmaztürk, "Bu kanalın harfiyatından çıkacak olan topraklar ile tas ocaklarının doldurulacağı söyleniyor. 25 metrelik derinliğinde 150 metre genişliğindeki 45 km'lik bir kanaladan çıkan toprakla doldurulacak çukur İstanbul'da yok. Metro kazılarından bile çıkan harfiyatı nereye atacaklarını şaşırdılar. Proje ile ilgili söylenecek en önemli şey, bu haliyle doğaya ve canlılara zarar verecek bir proje olduğu ve uzmanlara danışılsaydı sağlıksız bir proje olduğu ortaya çıkardı" şeklinde konuştu.
ŞEVKET KAZAN:
Sayın Başbakan, İstanbul'da iki tane şehir daha ilave edecekmiş. Bunu diyen kişi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken 'İstanbul'a girişler vizeye bağlansın' diyen adamdır. Bu şehirlere nüfusu nereden bulacaksın? Türkiye'nin doğusundan. Sen Türkiye'nin doğusunu boşaltıyorsun. Sana bu politikaları kim tavsiye ediyor? Bunu sen kendin mi düşünüyorsun yoksa uluslararası birtakım temasların sayesinde sana bunlar telkin mi ediliyor? Türkiye'nin Amerika ile ilişkilerinden bir hayır çıkacağını tahmin etmiyorum.” ( ( (GAZETEPORT)
|